Duyuru Mayıs 24, 2008
Posted by Feas in Kendime Dair.Tags: ferhat aslan
add a comment
Yeni yazılara ve yeni bloguma www.ferhataslan.com adresinden ulaşabilirsiniz.
www.ferhataslan.com Nisan 24, 2008
Posted by Feas in Diğer, Güncel, Kendime Dair, PC ve internet, internet.Tags: atasagun, Blog, blogcu, Blogger, ferhat aslan, Kendime Dair, wordpress
add a comment
Son yazımda atasagun.blogcu.com adresinde yayın hayatıma devamedeceğimi belirtmiştim. Blogcu servisinde 2 yıldan fazladır kendimce birşeyler yapmaya çalıştım. Bu süre zarfında Blogcu’nun hataları, sorunları bitmek bilmedi. Bunca emeği geride bırakmakzor olsa da huzuru bulmak için kendi alan adımı aldım, wordpress’i seviyor olsam da buradaki birtakım kısıtlamalar nedeniyle: www.ferhataslan.com ve Blogger ile yola devam etmeye karar verdim. Bundan sonra sadece www.ferhataslan.com adresinden veya atasagun.blogspot.com adresinden erişebilirsiniz…
Siteye gitmek için >> buraya tıklayın.
Artık atasagun.blogcu.com Adresindeyim! Nisan 12, 2008
Posted by Feas in Diğer, Kendime Dair, PC ve internet.Tags: Blog, blogcu, Kendime Dair, wordpress, duyuru, adres değişikliği
add a comment
Sayın ziyaretçiler, takipçiler ve katılımcılar!
Gerek zaman sorunu gerekse kapatmalar, engellemeler yüzünden bir süredir wordpress bloguma yazı ekleyemiyordum. Bu süre zarfında atasagun adıyla Blogcu servisinde yaklaşık 2 yıldır var olan bloguma yazmaya ve yoğunlaşmaya çalıştım. Bundan sonra da şu an için belirsiz bir süre için de olsa orada yazmaya devam edeceğim. Buradaki yazılar aynen kalacak ama bundan sonra Blogcu ile yola devam edeceğim.
Yazıları Okumak için http://atasagun.blogcu.com/ adresini kullanabilirsiniz.
Site Erişimi Hakkında! Ekim 9, 2007
Posted by Feas in Kendime Dair.Tags: site blog
1 comment so far
Sayın okurlar, sitemize erişilememe nedeni Türk Telekom’un tüm wordpress bloglarına uyguladığı bloklamadır. Bundan başka bir blog sorumlu olup, fatura tüm bloglara kesilmiştir.
Önemle duyurulur.
(Tabi bu duyuruyu okuyabilenlere)
Hayırlı Kandiller Ağustos 10, 2007
Posted by Feas in miraç kandili.add a comment

Mirac Kandilinizi kutlar, tüm İslam alemine hayırlara vesile olmasını dilerim. Zalimlerin zulumlerinin son bulması dileğiyle!
İnternet Aşkları Temmuz 23, 2007
Posted by Feas in Diğer, Güncel, PC ve internet, aşk, internet, internet aşkları, sevgi.2 comments
[ Alıntı ]
Mehtap KAYAOĞLU
Sizlerden gelen maillere bakılırsa “İnternetten kurulan aşk ilişkileri” gündemde… ve bir çok kişinin kafası karışmış durumda sevgili okurlar. Dilerseniz bu konuda bazı açıklamalar yapayım.
İnternetin hayatımıza girmeye başlamasıyla birlikte, internet üzerinden “tanışmalar”, “görüşmeler, “flört etmeler” hatta “aşık olmalar” yoğun biçimde artış gösterdi. Pek çok kişi bu konuda sorular sormaya başladı. Sorular ortak bir çizgiden çıkıyormuş gibi görünse de, farklı zeminlerde cevaplanması gereken ayrıcalıklar içeriyor. İnternet üzerinden yaşanan aşkların aşağıdaki soru formuna cevap vermek istiyorum bugün:
“Mehtap Hanım… ben …yaşında bir beyim. İnternet üzerinden bir hanım ile tanıştım. Bu bayanı öyle sohbet odalarında veya orda burada tanımadım. Her ikimizde belirli yaşlara gelmiş, belirli konumlarda olan ve aklı başında insanlarız. Sıradan bir tanışma olmadı bizimki. Arkadaşlarımız aracılığıyla tanıştık ve karşılıklı görüşme imkanımız olmadığı için internet üzerinden arkadaşlığımızı ilerlettik
.
Her şey yolundaydı internetle görüşürken. Aramızda evlilik konuşmaları bile yaptık. Lakin kısa bir süre önce karşılıklı geldik. Olanlar o zaman oldu. Konuştuğum bayan benden soğumaya başladı. İnternet üzerinde her şeyin yolunda olduğunu; ama karşı karşıya gelince bana bir türlü alışamadığını söylüyor. Şimdi ben ne yapacağım. Bu bayana aşık oldum ve onunla evlenmek istiyorum. Lütfen yol gösterin. Bu durum saçma değil mi? Evlenmeye karar vermiştik. Neden şimdi soğudu? Ne yapabilirim?”
…
“Bu durum saçma değil mi?”
Düşünüyorum…! Bu durum saçma değil mi?
…bence değil… bence bu durum saçma değil… tam tersine neredeyse tam da olmasından hiç şüphe duymadığımız olağan bir süreç…!
Neden mi? Çok net bir anlatımla şöyle:
İnsanlar internet üzerinden iletişim kurduklarında, internet üzerinden ilişki geliştirdiklerinde, internet üzerinden birileriyle ilgilendiklerinde, internet üzerinden birilerine karşı hayranlık geliştirdiklerinde, internet üzerinden aşklar yaşadıklarında…vb. durumlarda bu tür zorluklarla karşılaşmak kaçınılmazdır.
Çünkü… çünkü insanlar arası iletişimin, insanlar arası ilişkinin temelini “gözler” sağlar. İletişimdeki en önemli organımız gözlerimizdir. Gözler, iletişim ağımızın neredeyse %80’ini karşılar sevgili okurlar. Göz teması, gözün gördükleri, gözlerden beynimize akış sağlayın iletişim ağı, olmazsa olmaz türünden bir araçtır hepimiz için.
İletişim ve göz arasındaki bağlantıyı anlamanın en iyi yollarından birisi, görme özürlülerin “ağır özür grubu” olarak adlandırılmalarıyla bile sembolize edilebilinir. Düşünün ki; tekerlekli sandalyede hareket özgürlüğü olmayan bir kişi, görme özürlü arkadaşına göre şanslı grupta kabul ediliyor. Neden? Çünkü gözleri görüyor. Görme özürlüler yürüyebildikleri, koşabildikleri, konuşabildikleri ve diledikleri yere kimseye ihtiyacı olmadan gidebildikleri halde, ağır özür grubu içinde yer alıyorlar. Buradaki temel hareket noktası, ağırlıklı iletişim organlarının, yani gözlerinin ellerinde olmamasıdır.
Demek ki görmek, insanların birbirini tanıması, anlaması, özümsemesi, birbirlerini sindirmesi için son derece önemli bir süreç. Tam da bu nedenle görmeyen kişiler için hayat daha kaygılıdır. Görmeyen insanlar daha gergindir. Görmeyen insanlar, diğer insanlara karşı daha güvensiz davranabilir.
Tüm bunların internet aşklarıyla ne ilgisi var…?
Çok yakın bir ilgisi var sevgili okurlar…!
İnternet ilişkilerinde temel malzememiz klavyemiz ve tuşlarımız… iletişimin en önemli organı devrede yok… yani %80’lik yanımızı dışarıda bırakarak, geri kalan %20 tanıma payı ile karşımızdaki kişinin samimiyetini algılamaya ve hissetmeye çalışıyoruz.
…samimiyeti algılamaya ve hissetmeye çalışıyoruz da ne oluyor? Karşımızdaki kişinin %20’lık kısmına vakıf olabiliyoruz ancak…!
…peki %80’lık kısmı ne oluyor?
o kısmını bizim beynimiz kendisi dolduruyor.
Evet sevgili okurlar… tuşlarla kurulan iletişimde pek çok yan açıkta kalıyor ve… ve beyin geri kalan kısmını kendisi tamamlıyor.
Nasıl tamamlıyor peki…?
Tabii ki kendi istek ve beklentileri, kendi iç ihtiyaçları doğrultusunda tamamlıyor.
…
Beynin, karşıdaki kişiyi tanımaya çalışırken, kendi ihtiyaçlarından ve beklentilerinden yola çıkarak tamamlayıcı bir düzen içinde çalışması, son derece risklidir sevgili okurlar! Çünkü karşınızda, kendisi olan birini değil, tam da sizin olmasını istediğiniz kişi varmış gibi algılamaya başlarsınız.
Partneriniz, hoşunuza giden bir cümle söylediğinde, siz o cümleyi, hayalinizdeki eksiksiz ve muhteşem kişinin söylediğini düşünürsünüz. Ona eksikliği, noksanlığı, hatayı/yanlışı yakıştıramazsınız bile. Konuşmalarınız beyninizde köşe taşlarını oluşturur… boşlukları sizin hayalleriniz doldurur… tatlı bir cümleye, hoş bir ifadeye yakıştırılmış kusursuz bir insan tasarlamaya başlarsınız.
Ondan iyisi yoktur…! ondan anlayışlısı yeryüzüne gelmemiştir…! sizi ondan daha iyi kimse anlamıyordur…! o ve siz bir elmanın iki yarısı olmuşsunuzdur bile…!
Tüm bu rüya ne zaman sona erer…?
Evet bildiniz… büyük ihtimalle karşı karşıya geldiğinizde büyü bozulur. Zihninizde canlandırdığınız kişiden eser yoktur karşınızda. Sanki baktığınız, konuştuğunuz kişi o değildir. Oturması/kalkması, konuşması, yürümesi… hiçbir davranışı sizin istediğiniz veya beklediğiniz gibi çıkmamıştır. Hal böyle olunca da başlangıçtaki soruya uygun sonuçlar alınması da kaçınılmaz olur.
…
Dilerseniz özetleyeyim anlaşılması kolay olsun diye…
Soru neydi? İnternetteki aşkım beni görünce evlenmekten vazgeçti… bu saçma değil mi?
Cevap ne oldu? Yoo.. saçma değil… çünkü sizi hiç görmedi. Sizin bazı söz ve cümlelerinizden yola çıkarak beyninde, sizinle ilgili bir profil çizdi. O profilde eksik kalan yanları, hayalindeki erkek figürüne göre kendisi doldurdu. Sizinle karşı karşıya gelince de, “gerçek siz”le karşılaştı. Ama onun beynindeki siz ile gerçek siz arasında dağlar kadar fark vardı. Haklı olarak bu ikisinin aynı kişi olduğundan emin oluncaya kadar sizinle evlenmek istemeyecektir. Ona zaman tanımanız lazım… sanal olanla gerçek olanı aynı bedende birleştirebilsin diye…!
Sonuç ne olmalı? İnternet aşkı yaşayan herkesin kulağına küpe olsun… internetteki aşkınızın, gerçek hayattaki aşkınız olduğundan emin misiniz?
Aşık olduğunuz kişi, sizin beyninizde tasarladığınız, ihtiyaçlarınıza karşılık gelen sanal bir insandır yüksek ihtimalle… onu gerçek hayatınıza indirgemeden evlilik kararı almayın lütfen… onu görün… oturun… sohbet edin… birlikte bir şeyler yeyin… olay ve durumlar karşısında verdiği tepkilere şahit olun…
Aksi halde…? Aksi halde hayatınızın sonuna kadar pişman olacağınız tecrübelere şahit olursunuz…!
Sevgiyle kalın…
Bana ulaşmak için: mehtap.kayaoglu@iyilikhali.com mehtapkayaoglu@gmail.com
tel: (0216) 449 01 53-63 (0555) 408 12 68
Mehtap KAYAOĞLU
Mutluluk Veren Besinler Temmuz 4, 2007
Posted by Feas in Güncel, Tıp, beslenme, mutluluk, sağlık.2 comments
İçinde endorphin bulunan ve insanı mutlu eden besinler..
Çilek: C vitamini deposu olan çilek, önde gelen afrodizyaklar arasında yer alır. Çilek bütün salgı bezlerini çalıştırarak vücuda gençlik ve kuvvet kazandırır. Yüksek tansiyonu düşürür, damarları temizler. Kansere karşı korur, böbrekte kum ve taş oluşmasını önler.
Muz: Kokusuyla bile mutluluk taşıyan tam bir Endorphin deposudur. Kendinizi, güçsüz ve sinirli mi hissediyorsunuz, hemen bir muz yiyin. Kalsiyum ve magnezyum içeren bu meyve strese karşı bire bir. Sinir hastalığı olanlar için her gün yemek arası saatlerde tüketilmesi gereken bir besindir.
Üzüm: Kırmızı ve beyaz üzüm yiyen herkes gülücükler saçar. Üzümde yüzde 20 oranında diekt olarak kana karışan şeker vardır. Bedenen ve zihnen çalışanlar için iyi bir gıdadır. Üzümdeki bol demir kan yapar. Yüz ve boyuna taze üzüm suyu sürülüp 10 dk. sonra yıkanırsa cilde dirilik verir.
Portakal: C ve B vitamini açısından zengin olan portakal, insana dinamizm veriyor. Portakal içindeki C vitamini ince ve kalın damarların yumuşak kalmasını sağlar. Vücuttaki direnci artırır. Grip ve nezle olunduğunda portakal suyu, şeker, şarap karıştırılır üzerine sıcak su katılır ve içilir. Kanın durulmasına ve temizlenmesine yardımcı olur. Hazmı kolaylaştırır. Portakal reçeli ise karaciğeri çalıştırır.
Çikolata: Stresin bir numaralı düşmanı. Kendinizi kötü hissediyorsanız hemen bir parça çikolata yiyin. Flört etmek gibi bir şey. Bir kalem yemek yeterli, mutluluk hormonu “seratonin” anında beyinde dolaşıma çıkıyor. Çikolatanın içerdiği “penilatilmanın” insanı bulutlara çıkarıyor. Çikolatada, yeşil çay ve sebze meyvelerde bulunan “flavonoid” adlı madde bol miktarda vardır. Bu madde kanı sulandırıyor, kalp hastalıkları riskini azaltıyor. Çikolata kötü kolesterolün (LDL) okside olarak damar çeperine yapışmasını engelliyor. Tıpkı aspirin gibi kanda pıhtılaşmanın önüne geçiyor. Düzenli tüketenler arasında ölüm olayı yemeyenlere kıyasla yüzde 30 daha geç gerçekleşiyor.
Dondurma: Çok yenirse şişmanlatıyor, az yenirse mutluluğa mutluluk katıyor. Dondurma yaşlanmayı önlüyor. 100 gr dondurma ortalama: 135mg kalsiyum 115mg fosfor* 100mg sodyum *160mg potasyum, 25 gr karbonhidrat bulunuyor. Amerika’da kişi başına 25 kg., Türkiye’de kişi başına 6 külah tüketiliyor. Sütten daha zengin bir besin maddesidir. A,C,D,E vitamini içerir. Çocukların sağlıklı büyümesi ve kemik erimesi sorunu olan kişiler için büyük önem taşıyor. Beslenme uzmanları dört mevsim tüketilmesini önermektedir.
Makarna: Çok ağır soslarda yenilmediği sürece enerji veren ve mutlu eden besinler arasında yer alıyor. Hazmı kolaydır. Özellikle sadece salata ile birlikte yenirse şişimanlatmaz
Ekmek: Buğday ekmeği de sıkıntıları unutturuyor.
Fıstık: Yağ oranı yüksek ama yine de insanı mutlu ediyor. Roma İmparatorluğu’nda “Tanrı yiyeceği” olarak adlandırılan fıstığın kolesterolü düşürdüğü ve kalp krizi krizi riskini azalttığı bildirildi. Çocuklar ve sporcular daha fazla yiyebilir. Demir, bakır, selenyum, magnezyum, çinko, potasyum, fosfor gibi minerallerin doğal kaynağı olan bu çerez kalbimizin yanı sıra, beyin sinir sistemi, kas ve kemiklerimizin dostudur. Tuzsuz olanından hergün 10-15 adet yenilebilir.
Susam: Dar gelirlilerin baş tacı olan simit mutluluğa giden yolda önemli bir yere sahiptir. Yağ ve protein içerir. Susamdan elde edilen tahin, bal ile karıştırılıp yenirse boğaz ağrısı ve bronşite iyi gelir.
Kaynak: Dicletip.Com
Fantasy Wallpapers - Duvar Kağıtları Haziran 25, 2007
Posted by Feas in PC ve internet, wallpaper.3 comments
* Tam boyut için önizleme resmine tıklayın - Click on thumbnail(s) for full wallpaper. Kaynak: http://www.moodflow.com/Wallpapers.html
Adıyaman İsmi Nereden Geliyor? Haziran 14, 2007
Posted by Feas in Adıyaman, şehir isimleri.add a comment
Bir arkadaşımızın isteği üzerine Adıyaman isminin nereden geldiğine dair bilgiler. Şu sayfadan alınmıştır. Buyrun:
ADIYAMAN İSMİ
Adıyaman isminin menşeyi hakkında çeşitli rivayetler vardır.
Birinci rivayete göre; Perre şehrinde cereyan ettiği belirtilen bir olaya bağlanmaktadır. FARRİN yada PERRE olarak bilinen şehirde PUT a tapan bir babanın yedi oğlu, babalarında evde olmadığı bir gün bütün putları imha ederek ALLAH’ın (Hz. İsa’nın söylediği gibi) bir olduğunu kabul ve ilan ederler. Putperest baba durumu öğrenince yedi oğlunu da öldürür. Babaları tarafından öldürülen yedi kardeşin hatırasına Farrin (Perra=Pirin)’ de bir manastır yaptırılır. Bu olaydan ötürü de şehre Yedi Yaman adı verilir. Yedi Yaman zamanla Adıyaman şekline dönüşür.
İkinci rivayete göre; Adıyaman şehrinin ortasında yaptırılan Mansur’un kalesi olarak bilinen kaleye halk, Hısn-ı Mansur ismini vermiştir. Hısn-ı Mansur isminin menşeyi hakkında iki ayrı rivayet mevcuttur. Kaynaklarda VII. yüzyılda buraya gelen Emevi komutanlarından Kays kabilesine mensup Mansur. Ca’vene’ye izafetle bu ismin verildiği rivayet edilmekte ise de başka bir rivayete göre bu ismin Abbasi Halifesi Ebu Cafer El-Mansur’un adından gelmektedir. Zamanla halk arasında telâffuz şeklinin de değişmesiyle HÜSNÜ MANSUR olarak bu şehrin ismi değiştirilmiş olmaktadır.
Üçüncü rivayete göre; Adıyaman şehrini doğu, batı ve güney yönlerinde derin vadiler çevirmiştir. Bu vadilerin yamaçları zengin meyve ağaçları ile kaplı olduğu gibi, şehrin çevresinin de meyve ağaçlarıyla kaplanmış olmasından dolayı güzel vadi anlamında olan VADİ-İ LEMAN (Güzel vadi) kelimesinin söylenişi zamanla değişmiş ve halk arasında ADIYAMAN� şekline dönüşmüştür. Ancak, Hısn-ı Mansur yani Hüsnü Mansur ismi 1926′ ya kadar resmi ad olarak kalmıştır. 1926 yılından itibaren Bakanlar Kurulu kararları ile şehrin ismi tekrar ADIYAMAN olarak değiştirilmiştir.
Gaziantep Adını Nereden Almıştır? Mayıs 28, 2007
Posted by Feas in Diğer, antep, ayıntap, gaziantep, gaziantep adını nereden almıştır?, gaziantep adının kökeni, gaziantep savunması, gaziantep tarihi, tarih.1 comment so far
GAZİANTEP ADININ KÖKENİ
İlk Arap Coğraafyacılarının eserlerinde Dülük adı sık geçerse de Antep (Ayıntap) adının Araplarca buraya verildiği söylenebilir. XIII.yy Müelliflerinden Yakut-el Hamevi”nin ifadesine göre “Aynütap” sağlam kale olup Dülük adıyla anılmaktaydı. Bu ad muhtemelen Haçlı seferleri öncesinde yaygınlık kazanmıştır. Haçlı seferleriyle ilgili Vekayi namelerde Hamtap, Ermeni kaynaklarında Anthoph, diğer bazı kaynaklarda ise Hantap, Entap, Hatap gibi adlandırmalara rastlanır.
GAZİANTEP TARİHİ
I. Dünya Savaşından sonra ilk olarak 17 Aralık 1918 de İngilizler şehre girdiler. Yaklaşık Bir yıl süren işgalin ardından Fransızlar ile yaptıkları anlaşma gereği burayı Fransızlara terk ettiler.(5 Kasım 1919)Gerek Fransızların gerekse onlarla hareket eden Ermenilerin baskı ve zulümleri halkın direnişine yol açtı. Antep-Kilis hattında Şahinbey liderliğinde işgale karşı büyük bir savunma başladı. Şahin Bey in şehit edilmesinden sonra bu defa Antep çatışmalara sahne oldu. Antep halkı 1 Nisan 1920 den 7 Şubat 1921 e kadar Fransız kuvvetlerine karşı büyük bir direniş gösterdi. Daha sonra direniş kırıldı,ve Türk Askerleri geri çekilmek zorunda kaldı. Böylece Fransızlar 9 Şubat 1921 de şehre hakim oldular. Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi gücüyle işgale 10 ay dayanan ve düşmana geçit vermeyen Antep”e 6 Şubat 1921 de Gazilik unvanı verdi. Böylece şehir Gaziantep adıyla anılmaya başladı. Fransızlar Ankara Antlaşmasının ardından 25 Aralık 1921 de şehri boşalttılar ve Gaziantep iki yıl süren işgalden kurtulmuş oldu.
webdersanesi adlı blogdan alınmıştır.


